21 Ağustos 2011 Pazar

gadjo dilo

Çingenelerin hayatını anlatan belki de yapılmış en güzel filmdir. Bir yolcunun hikayesiyle başlayan, daha sonra karakterin içsel yolculuğuna dönüşen, izleyenleri de yolculuğa çıkartan bir film. Adeta onlarla yaşadım. İçtim, dans ettim, eğlendim ve hüzünlendim de. Müzikler canlı ve harikaydı. Samimiyet açısından hayatımda izlediğim en iyi filmlerden biri oldu.

İsidor ve sabina karakterleri o kadar şahane canladırılmış ki. Sabina’nın güzelliğinin de filmde ayrı bir yeri var tabi. Dansları filan da müthişti kendisinin.
Ayrıca Sabina’yı canlandıran Rona Hartner hakkında şöyle bir araştırma yaptım ki; kendisinin hem oyuncu, hem müzisyen, hem de ressam olduğunu öğrendim. E bir de güzel. Ne diyim ki…

--spoiler-- (bundan sonrasını izlemeyen okumasın)

Damadın kızı evden alma adeti çok tuhaf ve eğlenceliydi. Gerçekte böyle bir adetleri var mıdır bilmiyorum ama olmasa kullanılmazdı heralde. Baba elde balta ile kızımı hayatta sana vermem diyor, yaklaşırsan öldürürüm diyor. Damat babanın önüne bir kasa içki koyuyor, içinden bir şişeyi açıp babaya uzatıyor. Baba bir yudum içiyor ve gel damat sana bir sarılayım moduna giriyor. Gayet tiyatral bir havada yapıyorlar bunu :)

Bir de cenaze adeti var ilginç olan. Mezarına içki dökerken bir yandan ağlayıp, bir yandan da göbek atmak nasıl bir yas törenidir o öyle :)


bir de umut sarıkayanın bu filmi izledikten sonra çidiğini düşündüğüm bir karikatürü;


kavram kargaşası - bobiler














20 Ağustos 2011 Cumartesi

across the universe

Beatles’ı anlatan bir müzikal film. Parçalarında geçen karakterler ile o dönemi yansıtan atmosferde şahane bir şey yapmışlar. Müzikleri zaten insanı kendinden alıyorken bir de müthiş bir görsellik eklenince tadından yenmiyor. Çok severek izledim ve daha defalarca izleyeceğim sanırım. Coverler o kadar güzeller ki hani orijinalinden bile daha iyi olmuş denecek türden parçalar var. Özellikle de filme ismini veren Across the Universe - Fiona Apple coverı. Görsel efektler mükemmel; farklı dünyalarda yolculuğa çıkıyor insan.
Aşk ve Müzik güzeldir, Savaş ise dünyanın en b.ktan şeyidir.

18 Ağustos 2011 Perşembe

the beautiful country

Filmi izlemeden önce hakkında biraz araştırma yapayım dedim internetten ama bir şey bulamadım. Fazla izlenen bir film değilmiş demek ki. Hakkında fikir sahibi olmadan oturup izledim. Böylesi daha iyi belki de, en azından önyargısız izleniyor.
İzlediğime pişman olmadım. Gayet güzel bir film çıktı. Aslında film hakkında bilgi sahibi olmak yerine zevkine güvenilebilecek arkadaşlardan alınan filmi doğrudan açıp izlemek daha makbulmüş bunu anladım (:
Filmin bir kısmı vietnam’da bir kısmı amerika’da geçiyor. Belki de insanlar sırf bu yüzden başlangıçta bu filme soğuk yaklaşabilirler; amerikan savaş filmlerinin vermiş olduğu baygınlıktan ötürü. Ama bu bir savaş filmi değil, insan öyküsü anlatan bir dram.
Bir “öteki” nin vietnam’dan amerika’ya yolculuk öyküsünü anlatıyor. Vietnam tarafında “öteki” olmanın verdiği dışlanmışlık, Amerika tarafında mülteci olmanın sıkıntıları. Ama sonu güzel bitiyor. En azından kendi kimliğini buluyor, hayatının nasıl olup da böyle şekillendiğini öğreniyor. Tıpkı babasının dediği gibi “bir dakika önce saygon’daydım, bir dakika sonra hastanede” “bu kadar basit”. İnsan yaşamının pamuk ipliğine bağlı olduğunu ifade ederken tüm bunların, karşısında duran adamın hayatına nasıl mal olduğunu bilmiyor. Garip bir durum.
bir de filmdeki kadın karakterler çok ilginç. hepsi de hayatın zorunluluklarına yenik düşmüş kadınlar.

16 Ağustos 2011 Salı

bobiler

her gün sabah kaltığımızda iğrenç bir dünyada dahası berbat bir ülkede uyanıyoruz. birüsürü sıkıntı, mutsuzluk. ama bazen öyle yerlerde öyle insanlar da var ki onların varlığı insanı mutlu ediyor. mesela bu ülkede her ile 1 üniversiteyi bırak 10 üniversite de yapılsa ben yine hiç bir şeyin düzeleceğine inanmam ve yine insalığa dair ümidim zerre artmaz. ama işte mesela bobiler gibi bir siteye girip de orada şöyle bir gezdiğimde insanlığımın tadına varıyorum, memlekette böyle insanların da olduğunu bilmek mutlu ediyor beni, tüm bu pisliğin içinde yalnız olmadığımı hissettiriyorlar, geleceğe dair birazcık daha umudum artıyor. bir zamanlar bu hissiyatı ekşisözlük için de taşıyordum ama orası malesef öldü. neyse...
burada birsürü resim paylaşamayacağımdan iki uç noktayı simgeleyen iki çalışmayı paylaşayım dedim. 1.si ne kadar etkileyici, 2.si de ne kadar eğlendirici olduklarını gösteren iki uç nokta.



ne söylesem boş. buna yorum yapamayacağım.




isa'nın son yemeği resmi. bu resim dünyanın en çok tartışılan resimlerinden birisi malum. resimdekilerinin her birinin duruş şekillerinde kitaplar dolusu anlamlar çıkartıldı filan. ama bobiler'de birisi çıkıyor bu resimin üzerine baloncuklar ekliyor ve bu baloncuklara her birinin duruş şekline cuk diye oturan anlamları patlatıveriyor. kitaplar dolusu anlama meydan okuyor; işte mesele budur abicim diyor :)