Dün negatif ile tekrar izlenmesi gereken filmlerin kritiğini yaptık. Benim de aklımda Michel Gondry’nin Tokyo! filmini izlediğimden bu yana The Science of Sleep’i izlemek vardı. Hatırlıyorum da birkaç yıl önce bu filmi ilk kez izlediğimde tekrar tekrar izleyeceğimi vaat etmiştim kendime ama ancak bugün izleyebildim işte. Yaratıcı, acayip, sevimli, komik, eğlenceli, rengârenk, romantik, duygusal yani ne desem bilemiyorum ki bu film için. Çok şirin nesnelerle yapılmış imgeleriyle, çok değişik sahneleriyle, tuhaf karakteriyle her şeyiyle bambaşka, fantastik bir film. Çok özel bir yeri var bende. Şimdi tekrar izledim ama sonrasında yine tekrar izleyeceğimi vaat ettim kendime. Ama bu sefer arayı fazla açmamalıyım.
Her izlediğimde masallar âlemine dalıyorum. Rüya ve gerçeklik arasında gidip geliyorum tıpkı Stephane gibi. Kartondan yapılmış bir dünyaya seyahat ediyorum. Jelâtinden yapılmış bir denizin üzerinde, içinde orman olan bir kâğıt gemiye biniyorum midilli atıyla ve pamuktan bulutları olan bir gökyüzünün altında ilerliyorum.
Tıpkı Stephane’nın ki gibi rüyalar görüp de rüya ile gerçeği ayırt etmemeyi diliyor insan. Öylesi bir dünya ki; rüyada mı filmde mi izleyici de biraz bunu ayırt edemiyor adeta.




