30 Ağustos 2013 Cuma

büyük ev ablukada - full faça

Son zamanlarda dinlediğim en iyi türk alternatif rock grubu diyebilirim. 21 Aralıkta full faça adında ilk albümleri yayımlanmış. Ben biraz geç keşfettim kendilerini. Albümden önce de istanbul'da sahne alan bir grupmuş aslında ve baya sevilirmiş kendileri.

Albüm şu adresten dinlenebilir; http://buyukevablukada...
Şu adresten 5 lira karşılığında satın alınabilir; http://buyukevablukada...

Konserleri de pek güzel izlemenizi tavsiye ederim;

22 Temmuz 2013 Pazartesi

the tree of life

Bazı şeyleri anlatmak için kelimeleri bir araya getirip de bir şey ifade etmek yetmez ya hani. Ama diğer yandan da şairler kimi kelimeleri öyle şekillerde yan yana getirirler ki iki satırda birçok şey ifade bulur, zihnimizde birçok şey bir anda açığa çıkıverir.

Bu film de tıpkı böyle şiir gibi bir simgesel anlatıma sahip. Film şunu şunu anlatıyor, yahut şunu şöyle bir olay örgüsüyle anlatmış diyemem. Şunu gösteriyor diyebilirim belki ancak, ama bunu da şöyle gösteriyor diyemem. Müthiş bir görsel anlatım var, birçok imge çok şiirsel bir şekilde gözler önüne seriliyor, zihne işliyor. Aslında hep zihinde var olan bir tür varoluş imgeleriyle dolu ve bunların her birisi müthiş bir kompozisyon biçiminde toparlanmış diyebilirim.

Dünyanın ilk oluşumundan insanlık serüvenine kadar kamera hep ışığa doğrultulmuş, bu özellikle dikkatimi çeken ve film boyunca görsel anlatımı manidar kılan bir detay benim için. İlk yaşam formu da aynı yönden doğup batan bu aynı güneşin altında yaşama başladı, sürdürdü ve bitirdi. Aynı gök kubbe altında tüm canlılar yaşam sistemini geliştirdi ve var oldu. Bir alg, bir balık, bir dinazor… Nihayetinde bir insan, bir aile.

İnsanın dünyaya geldiği anda, gözlerini açar açmaz gördüğü aile dünyası malum. Etrafında gördüğü annesi, babası, kardeşleri her biri bir aile düzeni ve ahengi içerisinde. Bu da bizim yaşam sistemimiz işte. Dahası hayatımız boyunca taşıdığımız bir dünya. İleride tekrar bir benzerini kurduğumuz ve yaşattığımız. İşte bunları yaratan imgeler filmde müthiş bir görsel tetikleme ile zihnimizde uyandırılıyor. Üzerine yazmak da manasız aslında. İzlemek ve ne halin varsa görmek lazım.

hani

Bir kitap var kitaplığımda, hatta birkaç tane var bundan. Arada sırada herhangi birini açıp okurum. Olmayan birisine yazdığım mektuplar vardır çünkü bu kitabın içerisinde ve bundan ötürü her okuduğumda heyecanlanırım. Hatta öyle ki mektuplarıma karşılık bile vardır içerisinde.

Belki hiç olmayacaktı bu birisi, bu açıdan bir karşılık değildi aslında içerisinde yazanlar. En azından şu an için böyle olduğuna inanmak istiyorum. Fakat kesin olan bir şey var ki hissetiklerimi gerçekleyen bir karşılık oluyordu her seferinde.

Gerçekliğimiz hep böyle değil midir zaten? Birisi, bir zaman, bir mekân ya da her neyse bu bir şekilde odak noktamız olur ve bunun içerisinde olmamız etrafımıza karşı bir tür tavır geliştirmemize sebeptir. Sebepten de öte bir sonuçtur ve buradan çıkarılan sonuç bir gerçek oluverir.

“Benim gerçekliğim” dediğim zaman burada, gerçekliği benim olduğu ölçütte benimsediğim için mi yoksa gerçeklik denen şeyi kendime hapsettiğim için mi bunu derim bilemiyorum. Ama kesin olan bir şey var ki insan gerçeğinin sağlamasına ihtiyaç duyuyor. Bunu genelde insanlar üzerinde yapabiliyoruz. Günümüz dünyasından mıdır yoksa benden mi kaynaklıdır bilemiyorum ama bu konuda bunu yapamıyorum, karşılık bulamıyorum çünkü. Ama bunu bu kitap yapıyor bir şekilde, karşılık olabiliyor. Bu benim benimseyiş itikatım mı yoksa kendimde hapsediş biçimim mi bilemiyorum ama böyle bir şey var.