Bu filmi ilk 2008’de izlemiştim sanırım. Ucundan kıyısından bir şeyler anlamıştım sadece. Bir bütün olarak değerlendirebilecek bir algı boyutuna sahip değildim tabi o zamanlar. Fakat anlamlandırabildiğim birkaç parçası bile zihnimde acayip bir etki bırakmıştı. Hep bir şekilde oradaki tiyatro oyununun bir parçasıymışım gibi hissettim.
Artık zamanıdır dedim ve bugün tekrar izledim. İzlerken notlar tuttum. Neredeyse filmi komple kâğıda yazdım gibi. Her bir sahnesi, her bir diyalogu, her bir sözcüğü mesaj yüklü olan çok sarsıcı bir film. Tıpkı bir kitap gibi. İnsanın hayatını değiştiren türden...
Charlie Kaufman’ı seviyorum. Düşündüklerini ve yansıttıklarını çok önemsiyorum. Bu filmde senaryo ile de kalmamış ve yönetmenlik de yapmış. Tamamıyla kendi yapımı olmasından kaynaklanan bu özgürlük, filmi biraz daha karmaşık kılmış olabilir belki. Öyle insanlık zihnindeki normatif bir mizansen değil bu. Bu tür şeyler anlatmak derdinde değil Kaufman. Kim ne anlarsa diye ortaya bırakıyor. Ve ben her seferinde bundan büyük bir pay aldığımı düşünüyorum. Onun yaptığı işlerden çok fena etkileniyorum. Bu filmde kendimi kaybettim yine. Günlerce yatağıma yatıp sadece bu filmi düşünmek istedim. Bir çözüm mü veya bir soru mu bunu bilemiyorum. Kim ne anlarsa işte…
Filmin içeriği hakkında bir şeyler yazmak isteseydim sanırım onlarca sayfa yazabilirdim. Çok da yorulurdum bunu yaparken. Filmi izlerken 2,5 sayfa not tuttuğum düşünülürse.
Filmi sonra tekrar izleyeceğim elbette. Belki o zaman daha başka şeyler düşünürsem içeriği hakkında geniş bir yazı yazabilirim. Kendimde o gücü göremiyorum şu an. Bilmem kaçıncı izleyişimde belki kolay gelirse deneyebilirim.
Ayrıca filmden bazı metinler paylaşmak istiyorum. Bunu da sizlerin ilgisini çeksin de izleyin diye yapıyorum. Spoiler içeriyor gibi olsa da bu durumun kötü bir etkisi olacağını sanmam. Aksine filmi yorumlamada katkısı olacaktır. Zaten bu filmin tek bir kez izlenecek bir film olmadığını düşünüyorum.
Cenaze törende rahibin konuşması;
Herşey senin düşündüğünden daha karmaşık. Doğru olanın, sadece 10'da 1'ini görüyorsun. Verdiğin her karardan etkilenecek milyonlarca şey var. Her seçim yaptığında hayatını mahvedebilirsin. Ama belki de aradan 20 yıl geçer ve sen asla ama asla neden böyle olduğunu anlayamayabilirsin. Ve doğru işi yapmak için yalnızca tek şansın vardır. Sadece dene ve boşanmanın nedenini bulmaya çalış. Ve kader diye bir şeyin olmadığını söylerler ama herkes kendi kaderini belirler. Ve dünya ne kadar uzun süre devam ederse etsin sen sadece saniyelik bir zaman dilimi için buradasın. Zamanının büyük bir kısmı, ölüyken ya da doğmamışken harcanır. Ama yaşamak varken, sen, birinin gelip her şeyi düzeltmesini bekliyorsun. Bir telefon için, bir mektup için ya da bir bakış için yıllarını harcıyorsun. Ve gelecek gibi görünmesine rağmen asla gelmiyor. Sonuçta zamanını hayal meyal bir pişmanlık ya da gerçekleşmesi imkânsız bir umut ile geçiriyorsun. Sana bağlılık hissettiren bir şey. Kendini bir bütün hissetmeni sağlayan şey. Sevildiğini hissetmeni sağlayan bir şey. Gerçek şu ki çok kızgınım. Ve gerçek şu ki lanet olsun çok mutsuzum. Ve gerçek şu ki, çok yalnız kaldım ve çok uzun süre çok acı çektim. Ve yalnız kaldıkça, bütün bu süreç zarfında iyiymişim gibi davrandım. Nedenini bilmiyorum. Belki herkes kendi dertleriyle ilgilenirken benim zavallılığımı duymak istemediği için. Pekala, herkesin a.ına koyayım. Amin…
Ellen’ın Caden’a talimatı;
Bir zamanlar önünde olan heyecanlı ve gizemli gelecek artık arkanda kaldı. Yaşandı, anlaşıldı, hayal kırıklığıydı. Özel olmadığını fark edeceksin. Var oluşunun içinde sıkışıp kalmıştın ve şimdi yavaşça kayıp gidiyorsun. Bu herkesin yaşadığı tecrübe. Her birimizin. Özgül şeyler bir anlam ifade etmez. Herkes herkes gibidir. Sen Adele'sin, Hazel, Claire, Olive'sin. Sen Ellen'sin. O'nun bütün küçük mutsuzlukları senin. Bütün yalnızlığı. Gri, saman gibi saçları. Kırmızı, soyulmuş elleri. Onlar senin. Artık bunu anlamanın zamanı geldi. Yürü. Sana tapan insanlar, tapmayı bıraktıkça öldükçe, yollarına devam ettikçe onları çıkarıp attıkça, kendi güzelliğini çıkarıp attıkça, gençliğin dünya seni unutmaya başlayınca, sen fani olduğunu fark ettikçe, özelliklerini bir bir kaybettikçe, seni artık kimsenin izlemediğini ve eskiden de hiç izleyenin olmadığını öğrendiğinde, sadece sürmeyi düşüneceksin. Ne nereden geldiğini ne de nereye gideceğini… sadece süreceksin, vakit öldüreceksin. Şimdi buradasın. Saat 7:43. Şimdi buradasın. Saat 7:44. Ve şimdi yoksun.
