9 Ocak 2012 Pazartesi

hayatın saçmalığı, var olmak, mutlu sona bağlamak filan

İnsanlara sunulan idealize edilmiş bir sürü saçmalık içinde pek de bir seçim şansı kalmıyor aslında yaşamak için. Üretilen bu saçmalıklar insanlıkla beraber asırlarca büyüdü, gelişti ve her yanı sardı. Artık yolu yordamı belli her şeyin. İnsanlık serüvenin tüm kodları yazıldı. Sadece doğup, büyüyüp ölmüyoruz; arada yapılması gereken daha çok şey var. İdealler var.

Bir yerde bazı insanlar tüm bunlardan bir an için sıyrılıp; “ama sadece doğduk, büyüyoruz ve öleceğiz, her şey bundan ibaret” diye düşünebilir. İşte burada başlar hayatın anlamsızlığı ve bu anlamsızlığın diyalektiği. Artık hiçbir şey asla eskisi gibi değildir bu hummaya yakalananlar için. Bu bir tür zehirlenme gibidir. Bu zehiri içen ya geberip gider, ya da bağışıklık kazanıp güçlenir.

İnsanın kendi yaşama serüvenine karşı korkunç bir çelişki doğmuştur artık. Baktığımız hiçbir şey anlamlı görünmez. Bu çelişki içerisinde, diğer yandan da yaşamak gibi bir zorunluluğumuz vardır. İş güç sahibi olmak, sosyal hayata karışmak, evlenmek vs. Tüm bunları, kendi içerisindeki anlamsızlıklarıyla birlikte sürdürebilmek çok zordur. Sürekli sorulan sorular, koca bir anlamsızlık ve hiçbir şey olmamış gibi davranan insanlar. Kendi yaptığı veya yapacağı her şeyin anlamsızlığı yanında, çevredekilerin yaptığı her şey de anlamsız gelir. Kimseyi anlayamamak ve kimse tarafından anlaşılmamak da bu varoluşu daha da zorlaştırır.

İnsanlar yaşam serüvenine, tıpkı bir böcek misali genetiğine kodlanmış aritmetiğiyle tıkır tıkır devam ederler. Bu zehirlenmişler için de tüm bunlar genetiğine kodlanmıştır şüphesiz. Fakat artık işler hiç de kolay değildir. Her gün yapılması gereken işler, bir arkadaş ile görüşmek, bir sevgiliyle birlikte olmak, hemen hemen her şey bir işkenceye dönüşmüştür artık. Hayatın kendi başına bir anlamı olmadığını düşünmek, yapılmış ve yapılacak tüm eylemleri de anlamsız kılar çünkü. Her gün bir önceki gün ile aynıdır, her insan bir başkası ile aynıdır, yenilen - içilen her şey aynıdır, yeni bir şeyler beklenmez artık hayattan ve sürdürülebilirliği bitmiştir her şeyin. Hayat serüvenin tüm sürükleyiciliği uçup gitmiştir. İşte bu noktada kişi, ya kendisine işkence yapmaya son verip intihar etmesi gerekir, ya da başka bir varoluşa geçip devam etmesi. Böylesi bir dönüm noktasına gelinmiştir yani.

İntihar edenler insanlık için birer istatistik veri olarak kayda geçip giderler. Şüphesiz ki aramızdan en temiz ayrılanlardır onlar. Diğer yolu seçenlerin ise pisliğe batmaktan başka şansı yoktur. Öncelikli aşaması ise bir tür kabullenme aşamasıdır. Tüm bu idealize edilmiş hayat saçmalıklarını kabullenip, varoluşunun gerekliliğini kendisine kabul ettirmesi gerekir. Daha sonra bu varoluşunu etraftaki saçmalıklara serpiştirip kendini kendi dışında da var etmesi gerekir. Böylece bir mutabakat sağlayıp, hayatın saçmalığına karşı yaşadığı çelişkiyi aşabilir. Bunu sağlamak için etrafındaki her şeyi kabullenmekten öte onları sevmek ve bu sevgi ile kendini adeta uyuşturmak gerekir. Doğaya, insanlara, herhangi bir küçük eşyaya söz gelimi... Neyse ki insanın doğasında sevgi gibi bir afyon vardır.  Kendi dışında kendini var edebilen insan için işler her zaman çok daha kolaydır.

9 yorum:

nomen dedi ki...

yazınız bana çok uzun zamandır dinlemediğim; hatta neredeyse unuttuğum bir Bülent Ortaçgil şarkısının sözlerini anımsattı. Neden bilmiyorum; öyle birdenbire:


"Bu iş zor çok zor yonca
Çünkü gülmeyi unutunca
Taş yüreklerde kilitli duygular
Kapılar açılmayınca
Bu iş zor çok zor yonca
Çünkü bizler istemeyince
En çok bağıran en doğru sayılır
İnsanlar işitmeyince
Bu iş zor yonca
Çünkü insanlar günler boyunca
Hiç soru sormadan durur
Bu iş zor çok zor yonca
Çünkü sevmeyi bilmeyince
Bahar gelir fark edilmez olur
İnsanlar görmeyince
Bu iş zor çok zor yonca
Çünkü bizler duymayınca
Birinin eli herkesin cebinde
İnsanlar umursamayınca
Çünkü insanlar yıllar boyunca
Hiç soru sormadan durur."

her satırına yürekten katıldığımı söylemeliyim yazınızın. "Neyse ki insanın doğasında sevgi gibi bir afyon var..."

Çok güzel tesbitler.

bilge dedi ki...

"anlam neydi, nerede kaldı, nerede yitti?" diye kaç gündür soruyorum kendime. bu yazıyla birlikte iflah olur muyum, bilmem artık.

"idealize" dedin ve orada kayboldum zaten. toplumun normları, doğru(?) bilinenler, dikte edilenler. hepsi öyle sıkıcı ki öyle sıkıcı.

ellerine sağlık.

Adsız dedi ki...

bi kaç gündür okuyorum güzel.çeviri dimi bunlar?

alter ego dedi ki...

Nomen,
Çok teşekkür ederim paylaşım için. Sözler gerçekten şahane.

Bilge,
Her şeyi sıkıcılığıyla kabullenmek, sıkıcılığını dahi sevmek gerekiyor sanırım. Böyle diyorum da aslında ben de kendimi kandırıyor olabilirim. Çok kez gidip geldim çünkü böyle. Ama söylenmesi gereken, ideal olan bu. Bu yüzden böyle diyeyim.

Adsız,
Çeviri derken neyi kastettiğini anlayamadım. Alıntı mı diye soruyorsan eğer alıntı değil tabi ki.

Adsız dedi ki...

BÜÇEV'in sitesinde görünce bu blogu çeviridir sanmıştım.şans eseri girdim siteye ama bi kaçını okuyunca hoşuma gitti. arada okuyorum.

alter ego dedi ki...

Eyvallah. Ama bildiğim kadarıyla öyle bir sitede filan yok benim blog sayfası.

Adsız dedi ki...

bu blog sana mı ait? büçevde görünüyo diyalektik,gargamel'in köyü ve yazmasaydım deli olacaktım bu yazdığım 3 blog da o sitede.diyalektik'a dan girdim bu blog a

Broken dedi ki...

"Kendi dışında kendini var edebilen insan için işler her zaman çok daha kolaydır"-Katılıyorum,güzel yazı :)

Muzmut dedi ki...

dünya asla bizim istediğimiz gibi olmayacak ve bu , savaşın,kendin olma mücadelesinin en güzel yanı . aksi halde ,uğraşacağın bir "sen" olmazdı . Biraz "delilik" mutluluğa anahtardır, gerçi kendi içinde kendini var etmiştir deliler . Biz onları "kendı dışlarında var etmiş" oluruz hep .

Nokta atışı bir yazı , Sağolun.