24 Temmuz 2012 Salı

gamification

günümüzde çocukların evden dışarı çıkmamaları ve bilgisayar başında gelişim göstermeleri üzerine, gelecekte ne gibi bir kitle ile karşılaşacağımız konusunda bir takım öngörülerim vardı. gelecekte karşılaşacağımız kitle şüphesiz ki berbat bir kitle olacak, bu konuda en ufak bir umudum yok, lakin ben de gelecekte yaşayacak bir genç olarak onlar için kurulan dünyanın nasıl olacağı kısmıyla ilgili olmak zorundayım haliyle.

bunların başlıcası gamification (oyunlaştırma) kavramı üzerine odaklanıyor. bu zamana kadar bu kavram üzerinden insanları güdüleme pek başarılı sonuçlar veremezdi, zira bilgisayar oyunları daha çok 2000'li yıllarla birlikte hayatımıza girdi ve şu ana kadar aktif nüfus içerisinde bilgisayar oyunlarıyla yetişmiş olan kitle küçük kalıyordu. haliyle bu teknik ile güdüleme fazla kitleye hitap etmiyordu. fakat günümüzde iyiden iyiye hissedilir bir hale geldi. başta çocuklar ile başlayan daha sonra da yetişkinlere yönelik uygulamalarla devam eden bir güdüleme olarak hayatımızda yer etti.

her şeyden önce, insanların belli amaçlara yönelik güdülenmesine aracı olan şeyleri etik bulmadığım için, bunu olumsuz bir şey olarak değerlendiriyorum tabi bu yazıda. dahası insanlara bir şeyler pazarlamak adına onları güdülemenin son derece sakat olduğunu, insanlarla resmen dalga geçildiğini düşünüyorum. 

günümüzde birçok firmanın kullandığı puan topla - puan topladıkça ödül kazan tekniği insanları daha fazla tüketmeye teşvik eden bir gamification örneği mesela. 

keza sosyal paylaşım sitelerinde profilini oluştur, arkadaş topla, etkinliklere katıl gibi gamification teknikleri bugün milyonlarca insanı bilgisayar karşısına kilitlemiş durumda ve adeta insanlar buradaki oyun dünyası ile gerçek dünyalarındaki ayrımı yitirmiş durumda.

vahim olanı bunun yaşamın her alanına yayılıyor oluşu. insanlar alışverişlerini bu doğrultuda yapmak adına alışveriş merkezlerini dolaşıp tüketim yapmaları bir tür yaşayış biçimi haline geldi. keza sosyal paylaşım sitelerindeki profillerini ilerletmek, orada pointler toplayıp diğer arkadaşlarıyla yarış içersine olmak günlük hayatlarına doğrudan etki etti ve adeta sosyal paylaşım sitelerine bir şeyler eklemek için günlük hayatta yaşamanın gerektiği, yani yaşayışlarının tek ifade sahası orasıymış gibi bir algı oluştu.

iş hayatında da bu doğrultuda bir güdüleme söz konusu. başarı eğrileri, performans değerlendirmeleri vs. gibi bir takım grafikler doğrudan insanların hayatlarını yönlendirmede göz önünde bulundurdukları en önemli etken oldu. iş arkadaşları ile yarış içersinde oluşları, onlardan yüksek skora sahip olabilme gayesi ile güdülenen kitleler, iş dünyasında çok daha verimli çalışan birer köle ve çok daha fazlasını tüketebilen bir hayvana dönüştürülmüş oldu.

bunda şüphesiz ki dijital çağ ile birlikte insanların bazı verilerini kayda almabilmek ve bilgisayarlar aracılığı ile bu verileri işleyerek belli bir performans değerlendirmesi imkanına sahip olmak etkili oldu. artık bilgisayar karşısında oynanan oyunlarda yönettilen karakterler ne ise biz insanlar da o şekilde yönetilen, yönlendirilen bir sanal dünyanın içerisine girmiş olduk.

türkiye'de de son zamanlarda diyanet işleri bu gamification tekniğini başarılı bir şekilde uygulan kurumlardan.  ekşisözlükteki bir yazı bu durumu gayet güzel izah etmiş mesela.

10 yorum:

AtYarışındaki Eşek dedi ki...

Ucuz atlatmışım kardeşimi de uyarmam gerekecek ve diğer umrumda olan insanları tabii.
Yazı çok faydalı sağol.

Mariposa dedi ki...

Geçen gün haberleri seyrediyordum her zmanaki gibi şu şunla iftara katıldı bu bunla orucunu açtı haberlerini sırasıyla yayınlıyorlardı. Ramazanı siyasi propaganda aracı olarak kullanmları yeni bir durum değil aksine alışıldık bir durumdu fakat bu saçma haberlerin içinde oldukça ilgi çekici(bana göre ) bir haber vardı "çocuklar için iftar yemeği" İstanbul Esenler belediyesinin düzenleği iftar yemeğin çocuklar için düzenlenmiş olup çocuklarda orucu geliştirme amaçlıyMIŞ . Her biri 5 er 6 şar yaşında çocukların oruç tutmasından ne olacak ?! Kaldı ki bu yaşlarda oruç dini bir vazife de değildir . Çocukların oruç tutmasının karşılığında onların sevdikleri yemeklerle ödüllendirmeyi uygun bulmuşlar .Oruç tut yemeği kap .. Bu mudur ? Ödüllendirme yoluyla daha neler yapacaklar gerçekten merak ediyorum

negatif dedi ki...

gamification denilen şey eğitimde de kullanılıyor. kötü amaçlarla kullanıldığında bir felakete yol açabilir. insanlığa katkı sağlayacak bir şey olarak görülürse umutlanabiliriz. her şeyin satılabilir olduğu bir dünyada umutlanmak ne kadar yerinde olur bilmiyorum ama umutsuzca yaşanmayacağı çok belli.

ilgisi var mı bilmiyorum ama bugün ara ara istanbul'da yaklaşık on beş milyon insanın yaşamasıyla ilgili düşündüm. en son vardığım nokta şu: orada o kadar insanın yaşaması imkansız. en iyimser fikrim, orada olsa olsa birkaç yüz bin insanın yaşıyor olduğu. gerisi gürültü gibi geldi nedense.

bu çağın insanını bu çağa göre değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. dünya birkaç saniyede bile değişebilecek bir hale geldi, kaos düzenin yerine geçti, bilgi doldu taştı, dünyaya sığmaz oldu ve biz hala iki bin öncesinde düşünüldüğü gibi, bize öğretildiği gibi düşünüyoruz.

çocuklar bunlara gülecek ve bizi ilkel bulacaklar. olsun, ilkellik güzeldir.

http://www.youtube.com/watch?v=d0ziRWoI2JI

"back to the primitive
fuck all your politics
we got our life to live
the way we want to be"

güzel yazı. bunu beğendim.

Luna dedi ki...

pavlov'un köpeğinin önüne atılan kemiklerin salyaları aktive etmesi gibi.

önümüze atılan her şeye karşı biraz, şartlı refleks mi geliştiriyoruz dersin?!

önümüze yapay bir dünya atılıyor, içinde sahte parıltılar, dediğin gibi puan toplamacalar, popi sahibi olmacalar ve sonrasında ağzımızı geçtim beynimizden akan salyalar! fikri bile yetiyor.

sanırım, pavlov'un gönüllü köpeğini oynuyoruz bir süre sonra hayatta, haberimiz olmuyor. 'pavlov'lar ise hep biraz acımasız.

(bilmiyorum ne kadar alakalı oldu ancak, bu yerinde yazı bana bunları anımsattı sevgili Alter Ego. düşüncene sağlık.)

sevgi ile,
luna.

alter ego dedi ki...

at yarışındaki eşek,

aman diyeyim, öyle telaşe gösterip teyakkuz haline geçecek bir şey yok, sadece böyle bir kavram var işte. sen de sağol.

alter ego dedi ki...

mariposa,
en vahimi çocuklar zaten. bu çaprazlama bir ahlaki sorun haline geliyor artık; oyunlaştırma ile dini saptırmalarla şekillendirdikleri taze beyinleri, kendi emelleri için birer politik nefer haline getireceklerini öngörmek yanlış olmaz sanırım. çünkü din bir tür ahlaki felsefe ise, bunun insanlık için başlıca önemi, bireysel olarak özümseyerek kendilerini yansıtabilecekleri bir değerler çizmesi olmalı. fakat insanların bu konuda yemlenmesi, güdülenmesi bireysel olarak bu felsefeden uzaklaştırarak onların değerlerini saptıracağı ve başka bir kitlesel oluşuma çevireceği aşikar.

alter ego dedi ki...

negatif,

ben kötü kullanımını değerlendirdim zira çoğumuzun karşılaştığı kullanım bu doğrultuda. eğitimde de olduğunu biliyorum ki sizlerden bu konuda pavlov’un köpeği örneğini duymuştum mesela. fakat bunların derslerde kaldığını, uygulamada pek işlerliklerinin olmadığı da söylenebilir mi bilemiyorum. ben bu konulara yabancıyım zira ahkam kesmek istemem. fakat bizim eğitim sistemimizde ödül ve ceza mekanizması pek başarılı uygulanmıyor hatta ters tepiyor gibi geliyor, bilmem yanılıyor muyum.

istanbul’da o kadar insanın yaşaması bence de olanaksız ama olanak sağlamışlar işte bir şekilde. şüphesiz bu olanaklar insanlık için yaratılmış değil. bu doğrultuda düşünürken, buna bir tür yaşamak denebilir mi bilmiyorum, benim için çok fazla bir şey ifade etmiyor.

sevdiğim bir söz var şöyle;
gençler, yaşlıları aptal sanırlar, ama yaşlılar gençlerin aptal olduğunu bilirler.

yani varsın gülsünler.

alter ego dedi ki...

luna,

elbette alakası var. negatif’in bahesttiği gibi eğitim bilimleri ve psikolojide kullanılan bir örnek sanırım pavlov’un köpeği, ben de onlardan duymuştum bunu.

insanın bir tür homo ludens olduğu düşüncesi ile de yakından alakalı mesela. yani gamification öyle çok yeni bir kavram değil sanırım. bilgisayar oyunları, bir takım eğriler/grafikler ile değerlendirme, bilişim sistemlerinin yaygınlaşması vs. ile kapsamı genişletilerek yenilenmiş bir kavram gibi.

sevgiler.

negatif dedi ki...

sanırım söylemek istediğimi düzgün aktaramadım. bahsettiklerim pavlov'un köpeğinden ziyade programlamayayla ilgiliydi. gamification kavramından sadece koşullanmayı anlamıyorum. pavlov'un koşullanma deneyi reflekslere yakın basit davranışları açıklıyor. korkular, heyecanlar, limon denildiğinde ağzın sulanması gibi davranışları. benim kastettiğim nispeten daha karmaşık ve ayrıntılı davranışlardı. çocukların bilgisayarlara bağımlı hale gelmesiyle ilgili de değil tam olarak. eğitmekle, biçimlendirmekle ilgiliydi. olmasını istediğimiz şekilde olduğu gibi "kötü insanlar"ın elinde bir silaha da dönüşebiliyor demek istedim.

sistemli eğitimde beklenen bireylerin istendik davranışları kazanmasıdır. eğitim sisteminde bunun aksi yönünde neredeyse hiçbir şeyle karşılaşmayız. fakat uygulayıcılardan ve bazı etkenlerden kaynaklanan sorunlar olabiliyor (insanın içinde olup bozulmayan bir sistem düşünemiyorum).

ödül-ceza. cezanın doğru davranışa yönlendirmediği için işe yaramadığı söyleniyor, yani sadece yanlış davranışı gösteriyor ama doğru bir seçenek sunmuyor. ve ceza genelde ters teper. karşımızdakini engellediği için sinirlendirir ve olumsuz davranışlara yol açabilir. cezaya alternatif bazı yöntemler var. ödüller ise yerinde ve doğru kullanıldığında çok işe yarar. oyunların en önemli özelliği oynayanı ödüllendirip oyun oynama davranışın sıklığını arttırmasıdır. bu anlamda hayatın bir kopyası olarak düşünülebilir. oyunlar kendi gerçeklerini yaratan yapay bir hayat sunar ve oyuncuları da içine alır, birlikte gül gibi yaşayıp giderler. doğanın da bizi buna benzer bir yöntemle eğittiğini söyleyebiliriz. ağaçlar meyve verir biz de ağaca minnet duyarız. ona zarar vermesin diye zararlı otları yolarız. ağaç daha fazla meyve verir. bazı öküzler yine de o ağacı keserler. işte o ağacı kesenler sistemi bozan dangozlar olarak tarihe adlarını yazdırırlarrrr. sonuçta ödül-ceza. çıkar ilişkisi bunların hepsi.

bölük pörçük bir sürü şey.

istanbul'da o kadar insanın yaşadığı söyleniyor ama bana göre orada yaşayanların çoğu insandan çok otomata benziyor. kastettiğim buydu. birkaç yüz bin insan kalmış olmasını umuyorum.

bir de anlaşabilmemiz için kullandığımız dilin aynı olması gerekli. kullandığın kavramlarla neyi anlatmak istediğini biraz açarsan seni daha iyi anlayabilirim. unutmadan bunu da yazayım dedim. ben sıkıcı bir adama dönüşmekten çekindiğim için söylediklerimi çok açmak istemiyorum. olur da anlaşamazsak neden neyi kastettiğimi sor bana.

öperim.

alter ego dedi ki...

geçen gün yaşadığım bir olayı anlatayım arkadaşlar;

kuzenim bankacı. ben de yeni işe başlayacağım ve bu sebeple başka bir şehre gideceğim için, gitmeden önce kendisini bankada ziyaret ettim. biz oturmuş sohbet ederken bir ağır abimiz içeri girdi. kuzenimin önüne kağıda yazılı bir kimlik numarası attı ve "şuna bi baksana" dedi. kuzenim de kimlik numarasını sisteme girdikten sonra adama; "skoru çok yüksek" dedi. ekranda adamın pointlerini gösterdi. adam da uu iyimiş dedi ve çıktı.

ben de daha sonra ne bu muhabbet dediğimde adamın birisinden çek alacağından filan bahsetti. neyse pislik işler yani anlayacağınız.

ben de yeni ev tuttuğum için eşyaya ihtiyacım olacağını, işe başladıktan sonra ev eşyası almam gerektiği ve bunun için de bir kredi kartına ihtiyacım olabileceğini söyledim. ne kadar limitli kart çıkabilir filan derken kuzenim benim de kimlik numaramı istedi ve skoruma bakınca şok oldu. skorum sıfır çıktı. "çok ilginç, pek karşılaşılmaz böyle durumlarla, hele ki sen yaşta birisi için" dedi. "hiç banka işlemi de mi yapmadın" filan dedi. ben de; "ne güzel işte tertemiz insanım" dedim, tabi o bunu hiç komik bulmadı. sana kredi kartı verirlerken sıkıntı çıkartabilirler dedi. bankadan kredi çekmek istersen de sıkıntı yaşarsın dedi. maaş bordronu al gel de senin şu skorunu bir şekilde yükseltmeye çalışalım, azıcık itibarın artsın filan gibi şeyler dedi.

itibar filan derken ben bu durumdan iğrendim tabi ki. itibar denen şey bankalar arası veri sistemindeki bir skordan ibaret gibi zaten. çok borçlanıp, çok borç ödeyip sistemin orsp.su olunca yüksek skorlu ve itibarlı bir insan oluyorsun ve sistem tarafından ödüllendiriyorsun. şayet sabit bir gelirin varsa ve gelirine göre harcama yaparak bankaya bulaşmazsan skorsuz ve itibarsız oluyorsun. sistem de seni ödüllendirmiyor.

tuhaf şeyler bunlar yani.
aslında herkes için normal de
ben tuhaf karşılıyorum yani.