18 Temmuz 2012 Çarşamba

gregor samsa bir sabah da dev bir böcek olarak uyanmasa

etrafımdaki her şey benim için olabileceği en talihsiz şekilde hiç şaşmaksızın ilerlerken bu şaşmazlığı kanıksadığımı biliyordum. fakat şu an ki kadar farkına varamamıştım. öğrenilmiş çaresizlik ve kendini gerçekleştiren kehanet denen bu iki tanısal durumun ne olduğunu biliyordum. içinde bulunduğum durumun bilimsel metodolojide karşılıklarının bu olduğunu ben de pek ala tanımlayabilirdim ama her zaman içinde bulunduğumuz durumu tanımlamanın bizi huzura erdirmediği de bir gerçek. zaten öyle olabilseydi insan dijital olarak kodlanabilirdi ve benim robot olarak bir karşılığım olabilirdi. ben de işim düştüğü zamanlar gidip ona danışabilirdim.

murphy kanunları; işin bir aksi gitmeye başladı mı, aksiliklerin ardı arkası kesilmez der. bunun tersi de söz konusuymuş. bir işim rast gitmeye başladı ve ardı arkası kesilmiyor. tüm bu gidişatın alt üst oluşu beni de alt üst etmeliydi belki. fakat şu günlerde bu hıza ayak uyduramamanın sıkıntısını yaşar oldum. dün bisikletim ile alsancak sahiline gidip, çimlerde biramı içerken "hayat ne garip, vapurlar filan" sözü aklımdan geçtiği sırada karşımda koca bir vapur vardı yani durum o kadar ciddi. benimle beraber çimlere uzanmış olan bisikletimin durumunu düşünmüştüm; daha birkaç gün önce nerelerdeydi, şimdi ise nerelere gelmişti. fakat kendimin nerede, ne konumda olduğunu düşünemiyorum, tüm bunların içinde şuursuz hatta ruhsuzca kalıyorum.

başlangıçta bahsettiğim farkına varmaktan kastım da bu durumdu işte. kendime ne yaptım bilmiyorum ama hayat kötüsüyle, iyisiyle üzerimden akıp gidiyor. sıkıntılı durumların peşi sıra ilerleyişini kanıksamam, içimdeki bir şeyleri yakmış olmalı. bu kanıksama kötü durumlar için iyi bir savunmaydı belki ve beni bu zamana kadar bir şekilde yaşatmıştı. fakat bir gün iyi zamanların da olacağını düşünemedim sanırım. şu an hiçbir şeyin heyecanının kalmamış olmasından ürküyorum. bunun geçici bir durum olmasını ummasam çok ciddi sorunların beni beklediğini düşünebilir, beni tutan son birkaç bağın da kopabileceğini söyleyebilirdim.

çevremdeki her şey hızla değişti
umarım ben de hızla olmasa da yavaş yavaş bu değişime uyum sağlar ve bu kafadan çıkabilirim.
ileride biçim olarak daha farklı bir gregor samsa  durumuna düşeceğim kaçınılmazken hele.

4 yorum:

Aylak dedi ki...

Hayata karşı gözlem ve eylem tercihini yaparak başlıyoruz işe. Ya izleyeceğiz - ki korkarak yaşamakbuymuş dediler- , yahut eyleme geçeceğiz. Akıntıyı izlemek yahut akıntı olmak. Bence buna pasif direnişi de ekleyebiliriz, bunda hep gözlem heme eylem var. Akıntıya kapılmak da bir üçüncü seçenek gibi duruyor,ama yine kendin olarak. Belki de tam tersine en aktifidir.

Samsa'yı korkuları, Kafka'yı kendiyle hoşnutsuzluğu böcekleştirdi. Ayna eğer hayat ise,evet kabul edilebilir bu kendini reddediş. Biz hayata bakarak değil de kendimize bakarak, biraz hayatın akmasına izin vererek kendi barajımızda biriktirirsek kendi suyumuzu, hem gücümüz artar hem hayata yöne verecek bir doygunluğa ulaşırız.Bilmem. Ben aslında hiçbir şey bilmem.

İzmir'e selam olsun ayrıca.

negatif dedi ki...

durumun ne olduğunu görmek neyle baş edeceğimizi, neyin üzerine gideceğimizi gösterebilir. bir şeyin adı varsa o biliniyordur, daha önce başkaları tarafından yaşanmıştır, yani yalnız değilsindir. bu adı olan şey bir sorunsa çözüm de düşünülebilir. ne olduğu bilinmeyen belli belirsiz bir durum için çözüm üretmek zordur. bilinen bir durum daha önce düşünülmüştür ve öğrenilmiş çaresizlik gibi basit bir şeyse mutlaka çözülmüştür de. her insan teki birbirinden mutlaka farklı fakat insanların evrensel ortak yanları da var.

bir sorunla karşı karşıya kaldığımızda bir tür huzursuzluk yaşamamız onu çözmemiz gerektiğini düşündürmeli. bilmek huzursuzluktan kurtarmaz, eylemek kurtarır. bildiklerimiz, eylemlerimizin nasıl olacağı hakkında ipuçları verir. huzursuzluk ilerlemeyi de getirir, adım atmamız için bizi iter. bazı bilim insanları bir şey öğrenmek için bir dengesizlik durumu yaşamamız gerektiğini söyler. daha önce hiç görmediğin bir nesne dengemizi bozar ve onun ne olduğunu öğrenmeye çalışırız. o nesneyi tanıdığımızda huzursuzluğumuzdan kurtuluruz, dengeli duruma geliriz.

bunların, senin söylediğin şekilde, insanın dijital olarak kodlanmasıyla bir ilgisi olabilir mi? bana sorarsan insan olsa olsa dekoder olur. ya da söylediğinden farklı olarak insanın kodlardan oluştuğunu da söyleyebiliriz, ama bu olumsuz bir şey değil. örneğin genetik olarak kodlanmışız olmamızın kötü bir tarafı vardır diyemeyiz.

(hayatta her şey şifrelenmiştir ve bizim nihai amacımız bu şifreleri çözmektir diyebilirim. abartı gibi görünse de abarttığımı düşünmem.)

bu kadar yazacağıma dijital olarak kodlanmakla neyi anlatmak istediğini sorsaydım daha iyi olurdu. anladığım kadarıyla bunun olumsuz bir şey olduğunu düşünüyorsun.

yazının ilk paragrafı dışındaki kısımları çok sevdim. ilk paragrafta belki iyi bir şeylerden bahsetmişsindir de ben anlamamışımdır. eğer anlarsam ilk paragrafı da sevebilirim. şu an ilk paragrafı nasıl kurtarabileceğimin derdindeyim. bi el atıver be usta.

alter ego dedi ki...

aylak,
gözlem ve eylemden girip, sonunda bağladığın baraj değerlendirmesini çok beğendim. çok teşekkür ederim.

alter ego dedi ki...

negatif,
pek iyi ifade edememişim (evde değilim bunun da etkisi olabilir)
birinci paragraf geçmiş zamanı, beni bu duruma düşüren, yani kanıksamama sebep olan zamanı ifade ediyor. diğerleri de çevremin değişmiş olmasına rağmen içinden çıkamamış olmamı.

zaten öğrenilmiş çaresizlik aslında böyle bir şey bildiğim kadarıyla; içine düştüğü durumu benimseyen bir insanın çevresindeki durum değişse dahi kendisini değiştirememesi, önceki durumda kalması gibi bir şey diye biliyorum.